HSYK nasıl olmalı?
Taha AKYOL
1270795928
HSYK türü kurullar için iki sorun var: Biri, yapısı nasıl olmalı, üyeleri nasıl seçilmelidir? Temel ilke, kurulun ideolojik veya mesleki ‘klik’ oluşturamayacak sayıda ve çeşitlilikte olmasıdır. Onun için Avrupa’da bu tür kurulların üye sayısı 20 civarındadır. Büyük çoğunluğunu her kademeden gelen yargıçlar oluşturuyor ama yargıç olmayan hukukçu ve idareciler de üyedir; “çeşitlilik” sağlamak için. Bizde ise HSYK’nın üye sayısı, sadece yüksek yargının seçtiği 5 üye ile bir bakan ve müsteşarıdır. Bunun ‘klik’leşmeye ve “kooptasyon” denilen birbirini seçme ilişkilerine çok müsait olduğu açıktır. Değişiklik önergesinde üye sayısının 21’e çıkarılması ve “geniş temsil” ile “çeşitlilik” ilkelerinin benimsenmiş olması isabetlidir. Yürütme ile ilişkiler Bu tür kurullar için ikinci sorun şudur: Adalet hizmetlerinden dolayı halka karşı siyaseten sorumlu olan “yürütme”yle ilişkiler nasıl olmalıdır? 1982 Anayasası 5 yüksek yargıçtan oluşan bir “kapalı kast” kurmuş, bunu dengelemek için de Adalet Bakanı’na geniş yetkiler vermiştir: Adalet müfettişleri bakana bağlıdır, hâkim ve savcıların tayin, yükselme, disiplin işlerinde bakan ve müsteşarın en azından oy hakkı vardır, kurulun kendi sekretaryası, bütçesi yoktur... Taslak bu konularda iyileşmeler getiriyor: Hâkim ve savcıların özlük işlerine ve soruşturmalara bakacak üç ‘daire’ kuruluyor, bakan hiçbirinin üyesi bile değildir. Müfettişler tamamen bakanlıktan alınıp kurulun ilgili ‘daire’sine bağlanıyor, kararlara karşı etkin itiraz ve yargı denetimi getiriliyor... Bakanın yeni statüsü, “Genel Kurul”un başkanı olmasıdır. Buna da itiraz edilebilir ama “Bakan daha yetkili hale getiriliyor” demek çok yanlıştır. Bu konudaki evrensel ilke, halka karşı sorumlu olan yürütmenin tamamen dışlanması değildir. Yürütme veya yasamanın tamamen dışlandığı bir model yoktur. Önemli olan, yürütme veya yasamanın HSYK’da “etkileme gücü”ne sahip olmadan temsil edilmesidir.
Yazının devamı için tıklayınız
|
|
|
|
|
||
|
||
|
||
|





























